Kayıtsız III \u0130zmir
04.06.2026

İSTANBUL'DAN BARTIN'A

West İstanbul Marina'dan sonra, 6 mil batıya ilerleyerek Yeşilköy Balıkçı Barınağı'na girdim. Onca teknenin arasına sıkışarak sahile kıçtan kara oldum. West İstanbul Marina'nın sessizliğinden sonra, Yeşilköy'ün kalbinin attığı yerde, binlerce insanın yürüdüğü kaldırımın önünde bağlanmak farklı şeyler hissettirdi. Yeşilköy'e belki 15 yıldır uğramamıştım. Adı gibi yeşil bir semt, ama artık köy değil, ayrı bir şehir olmuş. Şehrin göbeğinde bağlanmanın keyfini çıkarmaktan başka yapacak bir şey yok. 1 saat sonra Zuhal Atasoy kardeşim beni ziyaret etti. Bir yerlerde oturup yemek yedik, dertleştik. Bir süre sonra Yeşilköy adeta dostlarla buluşma noktamız oldu. Bir akşam "Gezgin Korsan" grubunun denize meraklı üyeleri ile bir balık restoranında buluştuk. Amatör Denizcilik Federasyonu Başkanı Teoman Arsay Ağabey'in evi de buradaymış. Beni hiç yalnız bırakmadı. Başka bir akşam federasyon binasında Sadun Boro ağabey, Necati Zincirkıran ağabey ve benden yaşça büyük birçok değerli arkadaşlarımızla yemek yedik, lafladık. Balıkçı kooperatifinde teknesini bağlayan birçok denizci dost hep yanı başımdaydı. Kooperatif başkanı Orhan bey, yönetim kurulu başkanı Mete Alpman ağabey dostluk ve yardımlarını esirgemedi.

ADF'de denizci ağabeylerle beraber

Bir gün Teoman ağabey'e telefon açıp tekneyle Karadeniz'de Ağva Deresi'ne Kayıtsız'la girip giremeyeceğimi sorduğumda aldığım cevap: "Yarın arabayla gider bakarız, anasını satayım oldu." Ertesi gün denizci dostumuz Ali Gündüz ağabey de bize katıldı. Ağva'dan Kefken'e kadar olan kıyı şeridini tarayarak, bazı limanları kontrol ederek hem keyifli hem de yararlı bir gezi yaptık. Ağva Deresi'nde derinlikler tahminimden fazla çıktı. Kayıtsız'ın girememesi için pek bir neden yok.

Bir hafta kaldığım Yeşilköy'den dostlarla vedalaştıktan sonra ayrılarak Fenerbahçe Setur Marina'ya geçtim. Fenerbahçe'ye yıllardır gelmiyorum. Karşımda 1500'e yakın tekneyi görünce şaşırdım. Burada da kaldığım 4 gün boyunca birçok denizci dost ile hasret giderdim. Bu arada sıkışık ve temiz denizlerden uzak hayatın beni olumsuz etkilediğini hissetmeye başladım.

İstanbul Boğazı'na çok sıcak ve durgun bir havada girdim. Sihirli kente biçim, ruh veren o güzel camiler, saraylar, beton yığını ruhsuz gökdelenlerin, şehirlerin şehri İstanbul'u ne kadar çirkinleştirdiğini bir kez daha fark ettim. Bizim de çocukluğumuzda bildiğimiz İstanbul, Boğaziçi coşkusunun artık yok olduğunu bir kez daha anladım.

Rumeli Hisarı'na yaklaşırken

Boğaz'ın Avrupa yakasını takiben Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne kadar geldim. Sonra Anadolu kıyısına geçtim. Yavaş yavaş seyrelen çirkin binalardan sonra, karşıma Boğaziçi'nin doğal güzelliği çıkmaya başladı. Anadolu Kavağı'nı geçip, boğazın Anadolu yakasında son liman olan Poyrazköy Balıkçı Barınağı'na girdim. Sancağımda bulunan plajın önünde 4 metreye demirledim. Poyrazköy'e ilk defa geliyorum. Son derece korunaklı ve şirin bir yer. Deniz girilebilecek kadar temiz. Kıyı boyunca basit ama temiz restoranlar sıralanmış. Limanın hemen arkasındaki minik tepeden, hem boğazı hem de Karadeniz'i seyredebileceğiniz muhteşem bir manzara var. Bu tepeye 10 dakika yürüyüş mesafesindeki başka bir tepede, büyük ağaçların altında, boğazın güzelim manzarasını önünüze getiren bir çay bahçesi var. Burada çayımı yudumlayarak, boğazın henüz yapılaşmamış güzelliğini seyrederek İstanbul'un yorgunluğunu çarçabuk üzerimden attığımı hissettim.

Poyrazköy'e, Anadolu'yu Avrupa'ya bağlayan 3. köprü yapılacak. Bu köprünün görüntüsü, üzerinden geçen araçların uğultusu, buranın çekiciliğini, dinginliğini yok edecektir şüphesiz. Günümüz meselelerine eldeki diğer değerleri bozmadan çare bulmak çok mu zor bir şey diye düşünürüm çoğu zaman. Sonunda her zaman, maddi seçeneklerim veya kişisel çıkarların doğanın korunmasına olanak sağlamadığını fark ederim.

Poyrazköy

Gece güzel bir bahar yağmuru beni mışıl mışıl uyuttu. Sabah hava açıldı. Demir alıp Karadeniz'e çıktım. Sonunda Kayıtsız, doğduğu sulara geri dönmüş oldu. 5 kuvvet karayel ve iri dalgalarla beraber 24 mil batıda, Şile'ye doğru seyre başladım. Bir süre sonra birkaç genç komando subay, hızlı bir botla yanıma geldi, "İyi seyirler" dileyerek ileride tatbikat olduğunu ve bir miktar rotamı açığa almamı rica ettiler. Bu kadar nezaketli, centilmence kullanılan bir üslup için rotamı 180 derece bile değiştiririm. Aslan Türk subayları!!!!!!!

Hiç motor çalıştırmadan geldiğim Şile önlerinde saat 4'te limana girdim. Sürekli kumla dolup derinliklerin değiştiği eski tali mendirek, kuzeye doğru ikinci bir mendirek ile uzatılmış. Bu durumda liman girişi çok daha derin ve güvenli olmuş. Aynı zamanda mendireğin uzatılması, batılı rüzgarlarda liman içini, özellikle limanın güney yakasını daha korunaklı yapmış. Şile Limanı'nın kuzey rıhtımında yüzlerce balık restoranı hayata renk katıyor. Ben de onların arasında bulduğum boş bir rıhtıma aborda oldum. Karşımda yüksek apartmanları görsem de Şile çekici bir yer. Yokuş yukarı 10 dakikalık bir yürüyüşle şehrin merkezine gidiliyor. Birçok temel ihtiyacın karşılanacağı şehir merkezinden Karadeniz'in ve limanın muhteşem bir görüntüsü var. Bağlandıktan sonra botu denize indirdim ve limanın her noktasını iskandil ettim. Elimde hâlâ kullandığım el iskandilini gören balıkçılar, "Abi, millet aya gidiyor, sen hâlâ o aleti mi kullanıyorsun?" diyerek alay ettiler. Dünyanın neresinde olursa olsun, el iskandili kullanmama saygılı bir bakış veya yorum gördüm. Burada nedense tersi bir bakış vardı. Ekonomi eğitimim sırasında, geri kalmış ülkelerin sosyal özellikleri arasında yersiz ve abartılı teknoloji kullanımı olduğunu okumuştum. Zaman zaman inat gibi görünen davranışımın sebebi teknolojiye karşı olmak değil elbette, basitliği, sadeliği ve doğal olanı yaşama özleyişimdir; sadece o kadar.

Şile

Bir süre sonra burada yaşayan ve bizim anılarımızı takip etmiş İsmail Genç ağbey arabasıyla geldi, Şile'yi gezdirdi. Akşam evlerinin balkonunda nefis manzarayı seyrederek, eşi Vildan hanımın hazırladığı yemeklerle ağırlandık. Şile'de 2 gün kaldım. Sakin havada bütün kıyı şeridinin haritasını çıkarırcasına yemyeşil dağları, plajları, koyları seyrede seyrede Ağva Deresi'ne geldim. Daha önceden iskandil ettiğim dereden içeriye girdim. Karayoluyla geldiğim zaman tanıştığım, burada yaşayan arkadaşlar, dere ağzından 500 metre kadar içeride bir rıhtıma aborda olmama yardımcı oldular. Nehir kıyısında yan yana restoran ve kafelerin sıralandığı çok çekici bir yer. Ağva Deresi, zannedildiğinin tersine oldukça derin, ortalarda 3-4 metre su var. Tepeden geçen elektrik kablolarına takılmadığınız ve dikkatli olduğunuz sürece 2 mil kadar içine tekne ile girebilmeniz mümkün. Nehir çevresi adeta tropikal ormanları andırıyor. Şehir merkezinden batıya doğru yürüdüğünüzde, yemyeşil bahçelerin, birçok motel ve yazlık evlerin yanından geçerek bir başka dereye ulaşıyorsunuz. Adı Göksu olan derenin içinde 2-3 metre derinliğinde su var ve güneye doğru kıvrılarak 5 milden fazla giriyor. Dere kenarında moteller, kafeteryalar var. Dere içinde gezi motorları bile çalışıyor. Burası Ağva Deresi'nden bile çok daha çekici. Yemyeşil, nefis bir belde. Ağva'dan gelişimin ertesi günü ayrıldım.

Ağva Deresi'nde - Yeşilçay

Yine kıyıları izleyerek Kilimli Koyu, Bağırganlık Balıkçı Limanı'nı kontrol ettim. 29°54'.445 Doğu boylamı üzerinde bulduğum 100 metre boyunda, 50 metre eninde ilginç bir koyun içine girerek derinlik kontrolü yaptım, fotoğraf çektim. Daha sonra Kerpe'ye ulaştım. Kerpe, Kefken yakınlarında poyraza liman, nefis bir demir yeri, keyifle denize girilebilecek, kararlı poyrazlarda günlerce kalınabilecek bir koy. Kerpe'de demirlemeden Kefken Limanı'na geçtim.

Kefken Limanı

Limanın kuzeyinde birbiri üzerine aborda olmuş onlarca teknenin üzerine yanaştım. Tekneleri sırayla geçip karaya çıkmak, engelli atlamaya benziyor. Kefken'de şehir kanalizasyonu limanın içine akıyor. Yine de çekici bir liman; kıyıda kafeteryalar ve restoranlar mevcut. Ertesi gün, ağır fırtınalarında onlarca gemiyi yutmuş sular, beni en sakin haliyle karşıladı. 3.5 mil mesafede çok merak ettiğim gizemli Kefken Adası'na ulaştım. Adanın güneyi, kuzey/güney yönlü 2 mendirekle kuzey havalarına karşı korunuyor. Mendirekleri geçip küçük bir rıhtıma aborda oldum. Temiz sularında dalarak iri midye ve deniz salyangozu topladım. Bir süre sonra adaya çıktım. Bir tepede üsleri bulunan gemi kurtarma istasyonunu ziyaret ettim, görevli arkadaşlarla tanıştım. Ada son derece yeşil bir bitki örtüsü ile kaplı. Ağaçlardan erik ve dut topladım. Efsane olmuş fener binasına çıkarak nefis manzarayı seyrettim, fotoğraf çektim.

Kefken Adası

Gün batımında tekneye döndüm, rıhtımdan avara olarak bir tonoza bağlandım. Midye ve salyangozları zeytinyağ ve limonla hazırlayıp, fenerin ışığı altında akşam yemeğimi yedim. Sabah sisli ve rüzgârsız bir hava ile karşılaştım. Motoru çalıştırdım ve adadan ayrılarak ağır soluganlı tatsız denize çıktım. Kıyıdan denize 300 metre kadar açılan kayalıkları sancağımda bırakarak açık denize çıktım. Çok tatsız bir denizde, sis altında batıya doğru ilerlemeye başladım. Su derinleştikçe solugan hafifleşmeye başladı. 54 mil yol katederek Ereğli Limanı'na girdim. Yelken kulübünün önündeki plastik iskeleye bağlandım. Burada tanıştığım arkadaşlarla sohbet ettik. Kulüp başkanı Metin bey kardeşim ile yemeğe çıktık. Ereğli sahili son derece yeşil, temiz ve çekici. Bununla birlikte oldukça bakımlı. Liman oldukça büyük ve batıya açık; burada birçok havada tekne barınamaz. Batılı havalarda dalgalar, yat kulübün binasının içine kadar giriyormuş.

Ertesi sabah Ereğli'den ayrıldığımda rüzgâr yoktu, pırıl pırıl güneşli bir gün vardı. Yoldaki koyları, girintileri kontrol ederek Zonguldak'ın Kozlu Balıkçı Barınağı'na girdim. Burada denizci büyüğümüz Halil Acır ağbey tarafından karşılandık. Halil ağbey, Zonguldak, Kozlu ve çevreyi arabasıyla gezdirip fotoğraf çekmemi sağladı. Akşam Zonguldak Limanı içinde, Halil ağbeye ait küçük çekek yerlerinde bir sofra kurduk. Zonguldak şehrinin kanalizasyonu maalesef limanın içine, hem de arıtılmadan akıyor.

Zonguldak Limanı'nda dostlarla

Kozlu'dan ertesi gün ayrıldım. Yine kıyı şeridini kontrol ederek, gözlemleyerek önce Kilimli Balıkçı Barınağı'na, sonra termik santrallerinin olduğu Çatalağzı limanlarına, daha sonra da Filyos'un Balıkçı Barınağı'na girdim. Filyos'ta bir römorkörün üzerine aborda oldum. Römorkör kaptanı Temel abi, Rizeli, hoş sohbet biri. Artık Laz aksanlı dostlar karşıma çıkmaya başladı. Filyos, 5000 nüfuslu küçük bir köy. Limanın kıyısında güzel bir park içinde çay bahçesi var. Filyos'un batısında bir antik tiyatro ve kale kalıntıları mevcut. Bilgi almak için girdiğim bakkal arkadaş, aynı zamanda Filyos muhtarıymış. İşini gücünü bırakıp kaleyi ve antik tiyatroyu gezdirdi. Akşam, bizim anılarımızı önceden takip etmiş Çaycumalı iş adamı Samim abi, tanışmak için arabasıyla Filyos'a geldi. Deniz kıyısında bir balık restoranında oturup yemek yedik.

Sabah sis altında Filyos'tan ayrıldım. 12 mil mesafede, Bartın Limanı'nın yanından denize akan Bartın Deresi'nin içine girdim. Buraya, Kayıtsız inşa edilip denize indiğinde yani 2003 yılının Eylül ortasında girmiştim. Şaft kovan sisteminde ciddi bir ısınma olmuş ve bir römorkör tarafından limana çekilmiştim. Hemen tekneye gelen birkaç centilmen liman görevlisi, sorunu gidermemde bana yardımcı olmuşlardı. Yarım saatlik beraberliğimize rağmen bana yolluk hazırlamaları beni derinden etkilemişti. Doğuştan denizci, römorkör kaptanı Necdet abi, beni İzmir'e dönene kadar hep aramıştı. Kendisine bir gün buralara Kayıtsız'la gelip onu ziyaret edeceğime söz vermiştim.

Derenin içinde yaklaşık 1.5 mil ilerledikten sonra Necdet abinin oğlu Aykut ve arkadaşı Ali İhsan, sandallarıyla beni karşıladılar. Benim için ayırdıkları ahşap iskeleyi gösterdiler. İskeleye yaklaşırken tepemde çakan şimşeklerle irkildim. Direk şapkasındaki seyir fenerinin plastik kabı yerinden çıkarak dereye düştü. Tam tepemden geçen yüksek gerilim kablosuna önce telsiz anteni, sonra seyir feneri çarpmıştı. Bereket çarmıklara dokunmuyordum. Aborda olduktan sonra mevcut kitapları tekrar kontrol ettim, böyle bir kablodan hiç bahsedilmiyordu. Çocuklardan yeni konulduğunu öğrendim. Yine de "Daha dikkatli olmam gerekirdi" diye düşündüm.

Bartın Deresi'nde huzur dolu iskelem

Aborda olduğum ahşap iskele, sazlıkların arasında, masallardaki gibi bir yer. Sazlıklar neredeyse teknenin içine kadar girecek. Bir süre sonra, önceden sadece yarım saat görüştüğüm Necdet abi, 40 yıllık dost sıcaklığı ile tekneye geldi. Birbirimize sarıldık. Evinin önünde bulunan ahşap iskeleye gittik, taze demlenmiş çaylarımı yudumlayarak sohbete başladık. Necdet abi limandan emekli olmuş, balıkçılık yapıyor. 8 metrelik sandalıyla barbuna, kalkana, palamuta çalışıyor. Hemen iskelenin yanıbaşında bir hobi odasını andıran küçük bir evi var. Bu evin içinde tekne, balık malzemeleri vs. ve bir odun fırını var. Bu fırında pişirdiği yemeklerle dostlarını burada ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyor. Bu evin arkasında, eşi, annesi ve babası ile yaşadığı 3 kattan oluşan bir başka ev var. Evin bahçesinde taze fasulyeden salatalığa, çilekten domatese kadar her türlü sebzeyi yetiştirebiliyor.